January/February 2003 Article Abstracts in Turkish

(Vol. 11, No.1)

ISSN: 1067-151X

© 2003 American Academy of Orthopaedic Surgeons

Treatment of Chronic Discogenic Low Back Pain With Intradiskal Electrothermal Therapy

F. Todd Wetzel, MD, and Thomas A. McNally, MD

Kronik diskojenik bel ağrısının disk içi elektrotermal terapi ile tedavisi

Kronik, radiküler olmayan diskojenik bel ağrısının tedavisinde görüş birliği sağlanamamıştır. Anulusun iç taraflarında bulunan nosiseptörler ile iletilen ağrının kaynağı olarak posterior anulus fibrosus önemli bir bölge gibi görünmektedir. Tanı koymak için ayrıntılı bir öykü, fizik muayene ve görüntüleme protokolü gerekir; uyarıcı diskografi kilit yöntemdir. Cerrahi olmayan tedavi seçenekleri arasında fizik tedavi ve ilaç tedavisi yer almaktadır. Spinal füzyon yönteminin başarısı % 39 ile % 96 arasında değişmektedir. Disk içi elektrotermal terapi ile bildirilen başarı oranları % 60 ile % 80 arasındadır. Terapötik olarak başarılı bir yöntem gibi görünse de, rastgele yöntemli ileriye dönük çalışmalar ile klinik faydası hakkında daha ayrıntılı değerlendirme yapılması gerekmektedir.

Rheumatoid Arthritis of the Shoulder

Andrew L. Chen, MD, MS, Thomas N. Joseph, MD, and Joseph D. Zuckerman, MD

Omuzu tutan romatoid artrit

Omuz bölgesini tutan romatoid artrit ağrı, hareket kısıtlılığı ve işlevsel bozukluğa yol açan ilerleyici bir hastalıktır. Etiyolojisi bilinmeyen inflamatuar cevap sinovit, pannus oluşumu ve eklem yıkımı ile sonuçlanmaktadır. Hastaların öyküsü ve fizik muayenesi omuzun romatoid artrit hastalığını düşündürse bile, tanıyı koymak için sıklıkla laboratuar ve radyolojik değerlendirmeye gerek duyulmaktadır. Semptomları ve işlev kaybı hafif olan hastalarda ilaç ve fizik tedavi gibi cerrahi olmayan yaklaşım tercih edilmektedir. şiddetli ağrısı ve işlev kaybı bulunan hastalarda tıbbi yaklaşım faydalı olmazsa cerrahi girişim gerekebilir. Tercih edilecek girişim eklem kartilajının yaralanma derecesinin dikkatlice değerlendirilmesi ve eklem etrafı yumuşak dokuların uğrayacağı zarar göz önünde bulundurularak seçilmelidir.

Malignant Bone Tumors: Limb Sparing Versus Amputation

Matthew R. DiCaprio, MD, and Gary E. Friedlaender, MD

Malign kemik tümörleri: Uzuv korumaya karşılık amputasyon

Malign tümörlerin bir zamanlar başlıca tedavi seçeneği olan amputasyon artık sık uygulanmayan ve seçilmiş hastalarda başvurulan bir yöntem halini almıştır. Etkili kemoterapötik ilaçlar, gelişmiş görüntüleme yöntemleri ve rekonstrüktif cerrahide yaşanan gelişmelere bağlı olarak hastaların çoğunda uzuv koruyucu girişimler uygulanabilmektedir. En uygun cerrahi yaklaşımın seçiminde hastanın yaşı ve tümörün yeri ve yayılımı etkili olmaktadır. İskelet rekonstrüksiyon seçenekleri arasında modüler endoprotezler, osteoartiküler veya bulk allogreftler, allogreft-protez sistemleri, vaskülarize kemik greftleri, artrodezis, uzayabilen protezler, rotasyonplasti ve uzuv uzatıcı teknikler sayılabilir. İki kilit noktaya dikkat etmek gerekir: sağkalım oranları amputasyona göre daha kötü olmamalı ve uzuva yeterli işlev kazandırmalıdır. Tedavinin rasgele yöntemle seçilememesi ve önemli sonlanım ölçütlerinin sübjektif doğası yüzünden, uzuv koruyucu işlemlerle amputasyona bağlı işlevsel sonuçları karşılaştıran çalışmaların sayısı sınırlıdır.

Use of Antibiotic-Impregnated Cement in Total Joint Arthroplasty

Thomas N. Joseph, MD, Andrew L. Chen, MD, and Paul E. Di Cesare, MD

Total Eklem Artroplastisinde Antibiyotik Emdirilmiş Sement Kullanımı

Total kalça artroplastisi işlemlerinde antibiyotik emdirilmiş sement kullanımı oldukça yaygındır ve bu yöntemin infeksiyondan korunmada ve infeksiyon tedavisinde etkin olduğunu gösteren hatırı sayılır miktarda kanıt mevcuttur. Öte yandan, primer total eklem artroplastisinde proflaksi açısından rutin olarak kullanılmasının istenip istenmediği veya gerekip gerekmediği net olarak bilinmemektedir. İnfekte implant bölgeleriyle mücadelede, tek aşamalı değişim artroplastilerinde antibiyotik emdirilmiş sement kullanımı ile infeksiyon tekrarlama oranı azalmıştır. İki aşamalı işlemlerde, beadlerin ve eklemleri artikülasyonlu veya artikülasyonsuz antibiyotik emdirilmiş cement spacerların kullanılması ile de infeksiyon tekrarı oranları azalmıştır. Ek olarak, spacerlar “ölü boşluğu” azaltırlar, ekstremitenin stabilizasyonuna yardımcı olurlar ve reimplantasyonu kolaylaştırırlar. Total eklem artroplastisinde antibiyotik emdirilmiş sement kullanımına eşlik eden problemler sementin zayıflaması ile infekte implant bölgelerinde antibiyotiklere rezistan bakterilerin üremesidir.

Advances in the Management of Humeral Nonunion

David M.W. Pugh, MD, FRCSC, and Michael D. McKee, MD, FRCSC

Kaynamayan Humeral Kırıklar ile Mücadeledeki Gelişmeler

Bütün uzun kemik kırıklarının yaklaşık olarak % 10’u humerusta gerçekleşir. Primer tedavinin genellikle başarılı olmasına rağmen, kaynamayan humeral kemiğe bağlı olarak belirgin morbidite ve fonksiyonel kısıtlılık görülebilir. Komplikasyonlar arasında omuz ve dirsek ekleminde kontraktürler gelişmesi ve buna özellikle de periartriküler pseudoartrozun eşlik etmesi vardır. Kırıktan ve kırığın kaynamamasından sonra sıklıkla, belirgin osteopeni veya kemik kaybı veya her ikisi birden görülür. Yerleştirilen implantlar sıklıkla kırılır, fiksasyona ve bu implantların çıkarılmasına gerek duyulur. Yumuşak doku defisitleri ve orijinal hasardan kalan insizyonlar veya daha önce uygulanmış cerrahiler, eklem içi fraktürler ve eşlik eden sinir palsileriyle birlikte, rekonstrüksiyonda komplikasyona neden olabilir. Kaynamayan humeral kemiğe başarılı bir cerrahi müdahale uygulanabilmesi için erken eklem hareketlerine olanak tanıyan ve iyileşmeyi arttıran, otojen kemik grefti kullanılan stabil internal fiksasyon uygulanması gerekmektedir. Fonksiyonu optimize etmek için kontraktürlerin çözünmesi ve erken eklem hareketleri gereklidir. Geri dönüşümsüz eklem hasarında omuz hemiartroplastisi ve yarı kısıtlı total dirsek artroplastisi uygun seçeneklerdir. Preoperatif değerlendirmedeki ve cerrahi rekonstrüksiyondaki gelişmeler sonucunda fonksiyonel sonuçlarda da gelişmeler olmuştur.

Ordering and Interpreting Rheumatologic Laboratory Tests

Gregory C. Gardner, MD, and Nancy J. Kadel, MD

Romatolojik Laboratuvar Testlerinin İstenmesi ve Yorumlanması

Birçok mekanik ve sistemik durum eklem ağrısı ve sinovite sebep olabilir. Romatolojik hastalıktan şüphelenildiğinde ilk değerlendirme tam ve doğru bir anamnezle başlar, fizik muayene uygulanır ve onaylayıcı testlerin seçilerek kullanılması ile serolojik değerlendirmenin doğasında olan ve sık görülen problemlerden kaçınılmaya çalışılır. Eritrosit sedimentasyon hızı, C-reaktif protein düzeyi, romatoid faktör, antinükleer antikorlar, antikardiyolipin antikorları ve lupus antikoagülanı, HLA-B27, ürik asit düzeyi ve Lyme hastalığına yönelik yapılacak testler tek başına veya kombinasyonlar halinde, belli tanıları destekleyebilirler. Bu testlerin seçilmeden kullanılması sonucunda yalancı pozitif sonuçlar elde edilebilir ve bu da gereksiz endişelere ve masrafa sebep olabilir. Öte yandan bu testlerin etkin bir şekilde kullanılması sonucunda uygulanacak gereksiz invaziv yöntemlerin sayısı azalabilir.

Longitudinal Radioulnar Dissociation

Tamara D. Rozental, MD, Pedro K. Beredjiklian, MD, and David J. Bozentka, MD

Longitüdinal Radioulnar Disosiyasyon

Radiusun posterior translasyonu radius başı kırıklarının bir komplikasyonudur, önkoldaki longitüdinal yumuşak doku stabilizatörlerinin yırtılmasına eşlik eder. Buna bağlı gelişen sekelde ulnokarpal ve radiokapitellar desteğe sekonder olarak güçten düşürücü el bileği ve dirsek ağrısı ve cisimleri kavrayabilme gücünün kaybı görülür. Radioulnar disosiyasyon erken dönemde fark edildiğinde tedavide radius kafasının korunması ve distal radioulnar eklemin stabililizasyonu ile proksimal radial migrasyondan korunma vardır. Radius başına primer kemik onarımı uygulanmasının elverişli olmadığı şartlarda, proksimal radial migrasyonu önlemek için prostetik radius başı replasmanı uygulanması gereklidir. Kronik olgularla mücadele karmaşıktır, radial migrasyon meydana geldikten sonra radioulnar disosiyasyon tanısı konur. Tedavinin hedefleri arasında radioulnar ilişkinin normalleştirilmesi ve daha ileri migrasyonun engellenmesi vardır. Birçok rekonstrüktif tedavi seçeneği olmasına rağmen net bir çözüm mevcut değildir ve uzun dönemdeki prognoz denetlenmelidir. Bu nedenle, longitüdinal önkol instabilitesinin erken fark edilmesi kritik bir önem taşımaktadır.



Member/Resident Login | Subscriber/Guest Login